
MÜJDE IŞIL – James Gunn ve Peter Safran’ın, DC Stüdyoları’nın başına geçmesinin ilk sonucunu geçen sene “Superman” ile gördük. Gunn’ın yazıp yönettiği film pek çok açıdan beklentileri karşıladı. Henry Cavill’den kostümü devralan David Corenswet, perdeye yakıştığını ve seleflerinin gerisinde kalmayacağını ispatladı. Superman’e travma ekleyen ve Trump Amerikasının ötekileştirici politikasını eleştiren senaryosu ile süper köpek Krypto’nun varlığı, filmi gişede de eleştirmenler nezdinde de başarılı kıldı.
Gunn’ın “Superman”i, seyirciyi sonraki filme hazırlamıştı. Finalde Supergirl, dağılmış hâliyle ansızın ortaya çıkmış ve Krypto’nun sahibinin o olduğu anlaşılmıştı. Superman’in hikâyesini yeniden başlatan DC, bir sene sonra Supergirl’ün hikâyesini perdeye getirdi. Süper kahraman külliyatına hâkim olanların bildiği üzere Supergirl ile Superman kuzen. Kal-El, ailesi tarafından daha bebekken Dünya’ya gönderilmiş, sevgi dolu bir aile ortamında bir Dünyalı gibi büyümüş ve Clark Kent adını almıştı. Kuzeni Kara Zor-El ise ergenliğinde Krypton’un yavaş yavaş yok oluşuna ve ailesinin hastalanmasına tanık olmuştu. Bu durum onu kuzeninin tersine, sorunlu bir karakter hâline getirdi. Kara’nın “Kuzenim iyi şeyleri görür, ben gerçekleri görürüm” cümlesi bu farklılığı en net şekilde özetliyor.
“Supergirl” için çıkış noktası da bu farklılık olmuş. Yani Kara’nın büyürken yaşadığı travmalarından kurtulup zihnen hakiki Supergirl’e dönüşmesini anlatıyor film. “Superman”in sonunda gördüğümüz gibi “Supergirl”ün başında da dağılmış, sarhoş, kendini unutmaya çalışan bir Kara ile karşılaşıyoruz. Bu noktada şu ayrıntı daha da önem kazanıyor: James Gunn, Superman’i âdeta bir John Wick’e dönüştürmüştü. “Supergirl”de daha da dikkat çekiyor bu benzerlik. Kahramanımız, köpeği Krypto için tüm uzayı yakacak bir öfkeyle dolarken dövüş sahnelerinde (özellikle müzik eşliğinde) Wick ile daha çok benzerlik ortaya çıkıyor.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin

Kaçırılan kız çocukları
James Gunn, “Superman”in aksine filmi başka isimlere teslim etmiş. “Lars and the Real Girl”, “I, Tonya” ve “Cruella”dan tanıdığımız Craig Gillespie’ya yönetmen koltuğunu; oyunculuk kökenli ve ilk defa böylesine büyük bir prodüksiyon için kalem oynatan Ana Nogueira’ya da senaryoyu emanet etmiş. Dolayısıyla Gunn’ın “Superman”indeki mizahi yaklaşımı ve senaryo tutarlılığı “Supergirl”de yok. Farklı dokunuşlarla film kendine alan açıyor. Öncelikle bu bir kadın hikâyesi. Sadece Supergirl’ün değil, ondan yardım isteyen 13 yaşındaki Ruthye’nin ortak yolculuğunu anlatıyor. Kara, Ruthye’yi suçtan ve şiddetten uzak tutmaya çalışıyor, ona ablalık yapıyor bir bakıma. Kaçırılan kız çocuklarını kurtarıyor. Kadın dayanışmasına evrilen bir dönüşümü var hikâyenin. Jason Momoa’nın hayat verdiği Lobo’nun karakteri ise burada çelişki yaratıyor bir bakıma. ‘Aquaman’ Momoa’nın hevesle ve başarıyla oynadığı bu ilginç karakter, Supergirl ve Ruthye için kurtarıcı olunca kadının konumu güçsüzleşiyor. Buna rağmen Momoa, “Mad Max”vari bir enerji katmış filme. “Supergirl”ün atmosfer olarak öne çıkan tarzı da “Mad Max” ve “Star Wars” evreninin harmanı gibi zaten. Matthias Schoenaerts’in kötücül Krem performansı da akılda kalıcı.
James Gunn’ın elinden çıksaydı nasıl bir “Supergirl” izlerdik, sorusu aklımızın bir yerinde dönüp duruyor. Bir yandan da Milly Alcock’un göz alıcı Supergirl performansı ve David Corenswet’in Superman ile bütünleşen yüzü, yeni yapımlar için DC evreninin elini kuvvetlendiriyor.
Yeni bir yıldız doğuyor
“Supergirl”e dair övgülerin çoğu başroldeki Milly Alcock’a… Işığı güçlü bir oyuncu ve filmi de zorlanmadan sırtlıyor. 2000 doğumlu bu genç yetenek Avustralyalı. Geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan çıkışı “House of the Dragon” (2022) dizisindeki Rhaenyra Targaryen rolüyle oldu. James Gunn’ın yeni projesi “Man of Tomorrow”da onu bir kez daha Supergirl rolünde ve David Corenswet ile birlikte izleyeceğiz seneye.

Eski Supergirl’ler
Supergirl karakteri daha önce de sinema ve televizyonda karşımıza geldi. 2026 yapımı “Supergirl”, bu kahramanın ikinci solo sinema filmi. Supergirl’ü sinemada kendi macerasında ilk kez canlandıran oyuncu, 1984 tarihli “Supergirl”deki Helen Slater’dı. Dizi dünyasında ise 2015-2021 yılları arasında yayınlanan “Supergirl” dizisinde Melissa Benoist başrolde ve 2000’lerin popüler dizisi “Smallville”de Laura Vandervoort yan rolde Supergirl olarak karşımıza çıktı. 2023 yapımı “The Flash” filminde Supergirl karakterini Kolombiyalı oyuncu Sasha Calle canlandırdı.